Evet, Defnem doğmadan çok sayıda kitap okudum, bir sürü dergiye abone oldum... Benim küçük kardeşim olmadı, yeğenim büyürken yanında değildim ve şimdi ilk bebeğim dünyaya gelecekti. Herşey o kadar da yabancıydı ki.. 30 yaşıma kadar hiç bebek bezi değiştirmemiştim... Bu bile benim için çok değişik ve yabancı birşeydi.. Ama dediğim gibi bir sürü kitap okumuştum... Hatta eğitimlere de katılmayı planlamıştım ama hamileliğimde hareket etmem yasaklandığı için ben de kendimi kitap ve dergilere emanet etmiştim..
Derken Defnoş dünyaya geldi... Kitaplara göre yeni doğan bebekler sürekli uyurdu, emzirmek için uyandırmak gerekirdi... Ama Defne emzirip yerine koyduktan 10 dakika sonra yeniden ağlayarak uyanıyordu... Sürekli emmek istiyordu.. Yine kitaplara göre en fazla 20 dakika, bilemedin yarım saat emizirip, 3 saat ara vermek gerekiyordu... Bizim için imkansız birşeydi. Bu 6 ay boyunca böyle gitti... Hiçbir kitaba uymayan bir bebeğim vardı ve bu beni sudan çıkmış balığa çevirmişti, kendime güvenimi yitirmiştim.
Neden sonra anladım ki her bebek ayrı birer BİREY ve her biri birbirinden farklı... Bunu anladıktan sonra artık kendime güvenim gelmişti. Aslında kıyalarda köşelerde bu da yazılı idi ama onları dikkatli okumamış, yöntemlere konsantre olmuştum. Neyse artık Defnemin benim
emsalsiz biricik kızım olduğunu anladıktan sonra herşey daha bir yerine oturdu. Artık ben onu tanımaya çalışıyordum. Kendine has özelliklerini anlamaya çalışıyordum ve daha çok içimden geldiği gibi davranıyordum. Herşey daha kolay olmaya başlamıştı. Sanırım anne olmaya başlamıştım. Biraz geç de olsa...